Miyomlar Gebe Kalmaya Engel mi?

Kadınların gebelik süreçlerinde duymaktan hoşlanmadığı ancak sıklıkla duymak durumunda kaldığı  bazı engeller vardır.Peki miyomlar gebe kalmaya engel mi? Miyomlar da genellikle bu kategoriye konulur; ancak miyomlar sanıldığının aksine gebe kalmaya doğrudan engel olan unsurlar değildir. Yani bir kadında miyom bulunması onun kesin olarak gebe kalamayacağı anlamına gelmez. Miyomlar rahimde meydana gelen iyi huylu tümörlere verilen addır. Tedavisi mümkün olduğu gibi gebelik bakımından engel değildir. Zaten miyomları detaylı şekilde inceleyen uzmanlar, bu şekilde bir engellemeden bahsetmemektedir.

Miyomlar Gebe Kalmaya Engel mi?

Hamile kalan kadınların yaklaşık %35’luk kısmında miyom bulunur. Görüldüğü üzere bu hatırı sayılır, yüksek bir orandır. Fakat bu noktada miyomların büyüklüğüne ve bulunduğu noktaya bakmak gerekmektedir. Yerleştiği alanlara göre her miyomun göstereceği etkinin farklı olduğunu söyleyebiliriz. Miyomlar genellikle rahmin kasılmasını engeller, bu da spermin hareket alanını etkiler. Tabi bu sadece ileri sürülen düşüncedir.  Rahmin içinde bulunan kaslar, bebeğin dışarı kolayca çıkmasına neden olur. Eğer miyomlar handikaplı bir noktaya konuşlanmışsa, işte o zaman gebelik için zorluk çıkarabilmektedir.

Kadınlarda çok sık  görülen bir tümör olduğunu rahatlıkla söyleyeceğimiz miyomlar, zaman zaman bel ağrısı ya da kabızlık şeklinde kendini hissettirir.  Miyomların pozisyonu, doğumun tercihini de direk olarak etkiler. Doktorlar doğumun tipini genelde miyomların niteliğine göre yapar. Bunun kistlerle karıştırmak büyük bir yanılgıdır. Kas dokularının oluşturduğu miyomların içinde sıvı söz konusudur. Miyomlar 4 cm’den fazlaysa bir operasyona ihtiyaç duyulabilmektedir.

İnfertilite Cinsel İlişki Problemlerine Bağlı Olabilir mi?

Toplumumuzda cinsellik ve kısırlık problemi arasında doğrudan bir ilişki olduğuyla ilgili yanlış bir kanı vardır. Peki infertilite cinsel ilişki problemlerine bağlı olabilir mi?

İnfertilite Cinsel İlişki Problemlerine Bağlı Olabilir mi?

Oysa bu iki alan birbirlerini doğrudan etkilemeyen, birbiri üzerinde hayati etkiler oluşturmayan alanlardır. Bir çiftin cinsel problemleri, fiziki ya da psikolojik olarak tezahür eder. Bu sorunların kendine has tedavi süreçleri vardır.

Kısırlıkta Tedavi Süreci

Kısır olan çiftler, teknik anlamda cinsel yaşamlarına devam edebilirler. Bu onların cinsel yaşamlarıyla ilgili doğrudan bir işlev sorunu değil, sadece bir şekilde gebeliğin gerçekleşmeme durumudur. Fakat ülkemizde kısırlık öyle bir fobi olarak lanse edilmiştir ki kısır olan kişiler cinsel kimliklerini bu süreçte adeta kaybetmektedir. Bazı çiftlerde öz güven kaybına, cinsellikten soğumaya, hatta boşanmalara kadar gidebilmektedir. Oysaki bu çok doğal ve herkesin karşılaşacağı bir problemdir.

Kimi çiftler gebelik açısından verimli olan yumurtlama günlerinde çeşitli nedenlerden dolayı ilişkiye girmiyor. Fiziki yorgunluk, psikolojik açıdan uygun zeminin oluşmaması, eşler arasındaki uyum sorunu, boşalamama gibi nedenlerle gebelik gerçekleşmemektedir. Bu çiftlerin öncelikle cinselliklerini sağlıklı bir şekilde yapmalarına engel olacak diğer sorunlarını çözmelerini gerekir. Gebeliğin oluşması için ilk önce çiftlerin sağlıklı bir şekilde birleşmeleri gerekir. Kısırlık zaten bu bileşme gerçekleştiği halde gebeliğin gerçekleşmeme halidir. Toplum ciddi anlamda bilinçlenmediği sürece kısırlık, cinsellikle doğrudan ilgili bir meseleymiş gibi algılanmaya devam edecektir. Bu da kısırlığın ülkemizde bir tabu olarak algılanmasının süreceği anlamına gelmektedir. Kısırlık sadece bazı çiftlerde cinsel isteksizlik olarak kendini var edebilir.

Erkek İnfertilitesi ve Tedavi Yöntemleri

Erkekler bunu söyleme gereği söylemeyip gizli tutsa da aslında kısır problemi yaşayan erkeklerin sayısı hiç de az değildir. Bir erkek normal yöntemlerle baba olamıyorsa, infertilite, yani halk arasında kısırlık olarak tabir edilen problemi yaşıyor demektir.

Erkek İnfertilitesi ve Tedavi Yöntemleri

Üremeyi direk etkileyen bir durum olsa da erkeğin cinsel yaşamına bir etkisi yoktur. Erkek kısırlık problemi yaşamasına rağmen sağlıklı bir şekilde cinsel yaşamına devam edebilir. Normal yollarla çocuk sahibi olamayan erkekler için kısır tedavisinin tanısı için bazı testler ve fiziki tedaviler söz konusudur.

Erkek İnfertilitesi ve Tedavi Yöntemleri?

Erkek infertilitesi kendi içinde 4 farklı gruba ayrılmaktadır. İlk gruptakilere azoospermi demek mümkündür. Azoospermi menide spermin bulunmama halidir. Bu tip erkeklerde sperm üretimi durmuştur. Ya taşıyıcı kanallar doğduğu günden bu yana yoktur ya da tıkanma sorunu yaşanmıştır. Ayrıca kromozomsal bozuklukları da sperm eksikliğine neden olmaktadır. Bu duruma da klinefelter sendromu denmektedir. İkinci gruptakilerin sperm yapısı ya çok azdır ya da zayıftır. Hormon eksikliği genelde bu duruma neden olur. Onun dışında sigara, alkol ya da kullanılan ilaçlar etkili olur. Ayrıca sıcak suyla sık sık banyo yapmanın da bu tip bir zararı bulunabilir.

Üçüncü gruptakilerin semen analizi ideal olsa da dölleme kapasiteleri düşüktür. Dördüncü infertilite grubu için ejakülasyonun olmamasını gösterebiliriz. Buna da genellikle şeker hastalığı sebep olabilmektedir. Hormon eksikliği dışında ilaç tedavisine başvurulmaz. Semen analizi, micro-TESE operasyonu, IUI tedavisi, TESA, ICSI, PESA gibi çeşitli tedavi biçimleri söz konusudur. Bunların her biri tespit edilen probleme göre uygulanan tedavi biçimleridir.

Miyom Nedir?

Kadınların korkulu rüyası miyom nedir? Miyom rahmin ağzında ya da içinde bulunan, kas dokusu içeriğine sahip tümörlerdir. Fakat bu tümörler, düşünüldüğünün aksine iyi huyludur. Tümör sözcüğü kanseri çağrıştıran korkutucu bir kelime olduğu için kadınlar genellikle miyomla karşılaşınca telaşa kapılır. Tabi iyi huylu oluşu onun zarar verici olmadığı anlamını taşımaz. Kötü ya da iyi huylu olan bütün şişlikler tümör adını alır. Bir bölgede tümör bulunsa da bu kanser teşhisi konulacağı anlamına gelmez. Miyom bunun en tipik örneği sayılabilir.

Miyom Nedir? Miyomların Tipi Nasıldır?

Miyomların şekli yuvarlaktır, açık pembe tonlarındadır. Her 5 kadından 1 tanesinde muhakkak rastlanılır. Bu da ne kadar yaygın görülen bir durum olduğunu gösterir. Miyomlar genelde genç kadınlarda görülmez. Yaşı 40’a doğru yaklaşmış olan kadınlarda miyom görülme  olasılığı daha yüksektir.  Hem ergenlikte, hem de menopoz döneminde miyomla karşılaşmak güçtür. Miyomların belirtileri değişkenlik gösterebilir. Bu belirtiler, hangi organla yakın temas içinde olduğuna bağlı olarak değişir.

Çoğunlukla jinekolojik testler sonucunda miyomlar tespit edilir. Kanama ya da ağrı şeklinde kendini hissettirebilir. Adem dönemlerinde kadınlarda kanama daha çok artar. Adet bittikten sonra bile hafif kanamalar devam eder. Cinsel birleşmede kuyruk sokumu bölgesinde bir ağrı söz konusudur. Sık idrar yapma da önemli belirtileri arasındadır.  Miyomlar bağışıklık sistemi ya da miyomların sayısına bağlı olarak herkeste farklılıklar gösterebilir.  Miyomlar için genellikle ilaç tedavisi uygulanır ve süreç takip edilir. Fakat durum tehlikeli boyutlara ulaştığında ameliyat gerekebilir.

Kanser Tedavisi Sperm Üretimini Nasıl Etkiler?

Kanser modern çağın en tehlikeli hastalıklarından bir tanesidir. Her ne kadar son dönemlerde kanser tedavisine dair önemli ölçüde yol alınmış olsa da bu yine de kanserin ne denli ciddi bir hastalık olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Peki kanser tedavisi sperm üretimini nasıl etkiler?

Kanser Tedavisi Sperm Üretimini Nasıl Etkiler?

Kanser hastalarının, tedavi süreçlerinde en çok merak ettiği konulardan bir tanesi de bu tedavinin sperm üretimine olan etkisidir. Kanser tedavisi gören kişilerin spermleri, özellikle de kemoterapi sonrası doğrudan etkilenmektedir. Kemoterapinin temel mantığı, çok hızlı bir şekilde bölünen hücrelerin ortadan kaldırılmasıdır. Tabi burada asıl odaklanılan ve yok edilmesi istenen hücreler, doğrudan kanser hücreleridir. Fakat kemoterapi bu hücreleri yok ederken diğer hücrelerin de yok olmasına zemin hazırlar. Örneğin saç köklerinde yer alan hücreler, bağırsak hücreleri ya da konumuzda bahsi geçen üreme hücreleri buna dahildir.

Kanser ve Tüp Bebek

Kemoterapi dışında kanser tedavilerinde bir de radyasyon terapisi görülmektedir. Bu tedavi yöntemi de sperm hücrelerini ne yazık ki ortadan kaldırabilmektedir. Özellikle germ hücreleri bu tedaviden doğrudan etkilenir. Bu arada kanser tedavisi boyunca kullanılan onlarca ilaç da azospermiye sebebiyet vermektedir. Kanser tedavisi hem sperme hasar verir, hem de yeni spermin oluşma kabiliyetini engeller. Erkekler için bu konuda en makul yöntem, kanser tedavisinden hemen önce spermlerin saklanıp muhafaza edilmesidir. Bu durumda spermler dondurularak uzunca bir süre saklanabilmektedir. Doğurganlığı koruma noktasında bu yöntem ispat edilmiş ve sonuç alınmış bir yöntemdir.

Adet Düzensizliği Yaşayan Kadınlar Nasıl Gebe Kalabilir?

Kadınların 3 haftadan kısa ya da 35 günden daha fazla süre aralığında regl olmasına adet düzensizliği adı verilir.Peki adet düzensizliği yaşayan kadınlar nasıl gebe kalabilir?

Adet düzensizliği yaşayan kadınlar nasıl gebe kalabilir?

Polikistik over sendromu ya da yumurta eksikliği bu düzensizliğe neden olmaktadır. Elbette adet düzensizliğini oluşturan tek neden bu değildir. Gebelik, beslenme alışkanlıklarının bozukluğu, kilo problemleri ya da stres bu düzensizliği tetikler. Bu konuda en sık sorulan sorulardan bir tanesi de adet düzensizliği olan kadınların gebe kalıp kalamayacağıdır. Düzensiz regl görmek kesin olarak hamileliğe engel olur demek yanlış bir genelleme olur. Fakat şu bilinmelidir ki bu problem, kadınların gebelik süreçlerini uzatabilmektedir. Bunu tam manasıyla analiz edebilmek için kişinin hangi sebepten ötürü düzensiz adet gördüğünün belirlenmesi gerekir.

Tedavi Süreci Nasıl İlerler?

Bazı kadınlar bu süreçte yumurta donasyonu denen yönteme başvurur; fakat bu yöntem ülkemizde legal olarak kabul gören bir yöntem değildir. Yumurta düzensizliği bu problemi meydana getiren en önemli sebeplerden bir tanesidir. Düzenli yumurtanın olmayışı, gebeliğin gecikmesine ne yazık ki zemin hazırlar. Eğer regl düzensizliğinin ana sebebi miyomlar ise, bu düşük tehlikesine kadar gidebilir. Hormonal bozukluklar da adet düzensizliğinin önemli nedenleri arasında gösterilir. Fakat olumlu olan şudur ki adet düzensizliği, bebeğin gelişimini doğrudan etkilemez. Bu sadece hamilelik öncesindeki süreci etkiler.

Tabi unutmamak gerekir ki regl düzensizliği yaşayan her kadın gebelik konusunda bir başarısızlıkla karşılaşacak diye standart bir durum yoktur. Regl düzensizliği gördüğü halde sorunsuz bir gebelik yaşayan çok sayıda insan vardır.

Normal Sperm Parametreleri

Erkeklerde spermin sayısı ve hareketliliği kalitesini arttırır. Sperm değerleri her erkekte farklı sonuçlar getirir. Peki normal sperm parametreleri nelerdir?

Bu sonuçların düşük olması gebelik olasılığını doğrudan olumsuz etkiler. Fakat yüksek oluşu da gebeliği garanti etmemektedir. Spermin kalitesi çevresel ve bireysel sebeplerle değişkenlik gösterebilir. Bu noktada sperm sayısı ve parametreleri üzerinde durmakta fayda vardır. Dünya Sağlık Örgütü’nün sperm parametreleri açısından idealize ettiği bazı değerler söz konusudur. Örneğin bir erkekte bulunması gereken normal sperm sayısı 30 milyondan daha fazla olmalıdır. Hareketlilik seviyesi %50’nin yukarısında olmak durumundadır. (A+B derecesinde %25 ve üstünde) A, çok hızlı hareketi ifade eder. B, yavaş ancak ileri olan hareketi ifade eder. C, yerinde hareket anlamına gelir. D ise hareketsizliği karşılar.

Normal Sperm Parametreleri: İdeal Değerler Neler?

Sperm için şekil yani morfoloji de çok önemlidir. Kruger ölçüsüne göre % 4 ve üstü olmalıdır. Canlılığın ise 3/ 4 seviyesinde olması şarttır. İltihaplı hücrenin 1 milyonu geçmemesi gerekir. Bu değerler kendi başlarına değerlendirilemez. Kısırlık durumu için hareketlilik, canlılık ve sayı total olarak değerlendirilir. Başlangıç açısından erkekler semen testine sokulur. Spermiogram aracılığıyla durum analiz edilir. Cinsel perhiz yaklaşık olarak 3 gün sürer. Daha sonra steril bir kap içinde bir örnek verilir. 1 saat içinde laboratuarda bulunmasına özen gösterilir. Test sonucunda menide sperm olmaması, canlı sperm hücresinin olmaması, 15 milyon ve altında spermin bulunması olumsuz bir tabloya işarettir.

İnfertilite ve Çiftlerin Psikolojisi

İnfertilite ve çiftlerin psikolojisi bağlantılı konulardır.İnfertilite, yani daha yaygın olarak kullanılan adıyla kısırlığın sadece fiziki değil bir de psikolojik uzantısı vardır. Hem erkek hem de kadın bu psikolojik süreçten fazlasıyla etkilenebilir. Doğurganlık konusundaki başarısızlıklar, doğal olarak yüksek derecede stres duygusunu, bu da çiftlerin zamanla psikolojilerinin tahribata uğramasına neden olmaktadır. Oysa bu durum, doğurganlık şansını daha da azaltan bir faktördür. Yapılması gereken bütün başarısız girişimlere rağmen sabırlı davranmak ve doğru analizler yapmaktır.

İnfertilite ve Çiftlerin Psikolojisi: Toplumsal Baskılardan Kurtulun

Günümüzde kısır olan kişiler ya birbirlerini suçlamaktadır ya da başkaları tarafından baskıyla karşılanmaktadır. Kısırlık günümüzde çiftler arasında ne yazık ki bir boşanma konusu dahi olabilmektedir. Özellikle erkekler için kısırlık, toplum nezdinde utanılacak, saklanılacak bir durumdur. Oysa bu yanlış tutum yüzünden çiftler, çocuk sahibi olamamanın verdiği üzüntünün yanında, bir de bu tip baskılarla da uğraşmak durumunda kalmaktadır. Bazı çok anlayışlı ve sabırlı çiftler elbette İnfertilite durumundan psikolojik açıdan minimum düzeyde etkilenmektedir. Fakat bazı çiftler, iyice uzayan tedavilerde, hem maddi hasara uğruyor, hem de artık umutsuzluğa kapılmaktan dolayı moral olarak çöküyor. Cinsel fonksiyonların yerine getirilmesi, bir erkek için yeterli değildir. Kısırlık doğal ve herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Tedavisi mümkün olan bu problem, özellikle erkekler tarafından kabul edilmemektedir. Genellikle bunun erkeklik egolarına gölge düşüren bir unsur olduğuna inanırlar.

Spermin Ölmesine Neden Olan Maddeler

Doğumun oluşmasında sorun zaman zaman erkekten zaman zaman da kadından kaynaklı olabilmektedir. Erkek ve kadınlarda kısırlığa neden olan sorunlar birbirinden farklı olsa da bazı ortak nedenler de söz konusudur. Erkek tipi kısırlık probleminde spermin ölmesine neden olan maddeler önemli rol oynamaktadır.Genellikle sperm sayısı ve sperm niteliği önemli bir ölçü olabilmektedir. Özellikle erkekte yer alan spermlerin kalite düzeyi oldukça önemlidir. Bu kalitenin her erkekte birbirinden farklı olmasında hem genetik hem dış sebepler vardır.

Kaliteli Spermler İçin Nelere Dikkat Edilmelidir?

Erkeklerde spermin ölmesine neden olan maddeleri sıralarsak ilk sıraya Ph seviyesi düşük sıvıları koyabiliriz. Bu tip sıvılar sperm açısından toksik bir niteliğe sahiptir. Limon suyu en tipik sperm öldürücüdür. Örneğin limon suyu ile vajinanın temizlenme işlemi gebe ihtimalini oldukça düşürmektedir. Sperm öldürücü bir başka etken de ilaçlardır. Özellikle kanser tedavisi süresince kullanılan ilaçlar spermlerin yok olmasına neden olur. Kemoterapik ilaçların ne yazık ki bu tip bir etkisi bulunabilmektedir. Bu bazen geçici bir etkidir, zaman zaman da spermleri kalıcı olarak yok edebilmektedir. Öte yandan yoğun alkol ve sigara tüketiminin de üreme noktasında çok ciddi zararları vardır.

Sigaranın sayısız zararları arasında sperm üzerindeki olumsuz etkilerini de gösterebiliriz. Kokain tipi maddelerin etkisi bu anlamda daha da ciddidir. Bütün bunların yanı sıra sağlıksız beslenme anlayışı, kalitesiz ve istikrarsız bir yaşam biçimi, kötü uyku düzeni, dar kıyafetler, vücut geliştirme sporcularının aldığı takviyeler, radyasyon, böcek ilaçları vs spermin kalitesine doğrudan etki edebilmektedir.

Tüp Bebek Sürecinde Stres Faktörü

Tüp bebek sürecinde stres faktörü çok önemlidir.Stres olgusu belli açılardan faydalı olsa da genellikle bizlere zarar vermektedir. Stresle başa çıkabilme ya da stresi kontrol altına alabilme becerisi, bizi önemli tehlikelerden korumaktadır. Gergin durumlar, panik yaratan olaylar, çeşitli tartışmalar, başarısız olma korkusu, öz güven eksikliği, artmaya başlayan iş temposu vs. insanların stres yönelimini tetikleyebilmektedir. Önemli olan stresle ne şekilde başa çıkılabileceğinin öğrenilmesidir. Özellikle bazı hastalıklarda stres ciddi bir virüs etkisi yaratmaktadır. Doktorlar çoğu zaman, birçok önemli hastalık için stresin altını çizmektedir. Yüksek moral, bazı ciddi hastalıkların tedavi süreçlerini doğrudan etkilemektedir.

Stresten Uzaklaşın

Tüp bebek tedavi süreçlerinde de stres, hayati derecede önemlidir. Gerçi bu henüz tam anlamıyla kanıtlanmış olmasa bile çeşitli deneyler ve testler stresin doğurganlığa etki eden bir unsur olduğunu göstermektedir. Yumurta sayısı ve kalitesinden, döllenmeye dek bütün süreçlerde stres etkili rol oynar. Tüp bebek tedavisi baştan sona stres içerebilen bir süreçtir. Hatta çoğu zaman çiftler bu süreçte birbirlerini suçlamaya başlar, sıklıkla tartışmalar baş gösterir. Yüksek seviyede çocuk sahibi olma isteği, muhtemel bir başarısızlığı da büyük bir korku konusu haline getirmektedir. Oysa yurtdışında stresi yatıştırmayı öğrenmiş bir grup insanın, stresle baş edemeyen başka bir grup insana kıyasla tüp bebek konusunda daha başarılı olduğu ortaya konmuştur. Tüp bebek tedavisinin önemli bir ayağının da stresle baş etmek olduğu unutulmamalıdır. Çiftlerin bu konuda stresle baş edebilme noktasında destek almaları önemlidir.